Connect with us

Sağlık

‘İltihap sökücü ilaç Covid-19 tedavi sürecini kısaltabilir’ iddiası

ABD’de bir ilaç şirketinin yaptığı araştırmaya göre, yeni tip koronavirüs vakalarında kullanılan bir ilaca ek olarak iltihap sökücü bir hapın kullanılması durumunda iyileşme süresi bir gün kısalıyor.

Published

on

By

Eli Lilly ilaç firmasınca yapılan açıklamada, yeni tip koronavirüs (Covid-19) hastaları için kullanılan Remdesivir isimli virüs ilacı ile piyasada bir eklem iltihabı hapı olarak satılan Baricitinib de kullanılması durumunda tedavi süresinin bir gün kısaldığı iddia edildi.

ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü tarafından desteklenen araştırmanın sonuçlarını paylaşan firma, eczanelerde Olumiant ismiyle bulunabilen bir hap olan Baricitinib kullanılan Kovid-19 hastalarının tamamının 4 gün yerine 3 günde iyileştiğini belirtti.

Eli Lilly, binden fazla hasta üzerinde etkisi test edilen ve Kovid-19 hastalarının iyileşme sürecinin hızlanmasına katkı yapan Baricitinib hapı için ABD Gıda ve İlaç Dairesine (FDA) acil kullanım izni için başvuruda bulunmayı planladığını duyurdu.

Advertisement
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Covid-19’un beyne zarar verdiği uyarısı yapan uzmanlar: Hasar kalıcı olabilir; kişiliğinizi değiştirebilir, bireyin hayatını cehenneme çevirebilir

Virüsün beyinde de doğrudan nöronları hedef aldığı yönünde duyumlar arttıkça, doktorlar tedavi yöntemlerini yeniden gözden geçirmeye hazırlanıyor.

Published

on

By

Hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde Coronavirus (Covid-19) hastalarının çektiği sıkıntılara tanık olanlar, yalnızca göğüs hastalıkları uzmanları veya virologlar değil. Nörologlar da artık işin içinde. Hastalığın genellikle solunum yollarını tuttuğu inancının yaygın olduğu şu günlerde bu sonuçlar şaşırtıcı. Virüsün beyinde de doğrudan nöronları hedef aldığı yönünde duyumlar arttıkça, doktorlar tedavi yöntemlerini yeniden gözden geçirmeye hazırlanıyor.
Avrupa’da ortaya çıkan vakalarda, hastaların yüzde 86’sının koku almakta zorluk çektiği, yüzde 89’unun da tat alamadığı bildiriliyor. Bunların dışında da nörolojik semptomlar ortaya çıkıyor. Covid-19 hastalarından bazıları başağrısı ve baş dönmesinden yakınıyor. Hastalığı şiddetli geçirenlerde bu semptomlar nöbet geçirme ve inme gibi ağır vakalara dönüşebiliyor. Hatta bu bulgular, altta başka kronik hastalığı olmayan genç insanlarda bile görülebiliyor. Şimdilik bu belirtiler nadir görülüyorsa da tam olarak sıklığı bilinmiyor.

‘NÖRONLARI ÖLDÜRÜYOR’

Bazı hastalıklarda nörolojik hasar diğer sorunların bir yan etkisi olarak ortaya çıkabiliyor. Ancak SARSCoV-2’nin doğrudan nöronları etkiliyor olması daha büyük bir olasılık. 1980’li yıllardan bu yana Coronavirusleri inceleyen Quebec Ulusal Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü’nden Pierre Talbot, bundan önceki yaygın gribe yol açan HCoV-OC43 ve HCoV229E virüslerinin sinir sistemine ve beyne gittiğini tespit ettiklerini bildiriyor. Giriş yolunun koku alma sinirleri olduğuna dikkat çeken Talbot, bu virüslerin beyne girdikten sonra her noktaya ulaştığını, nöronları öldürerek ensafalit (beynin akut enflamasyonu) gibi ciddi hastalıklara yol açtığını söylüyor.

Amerikan Nörolojik Hastalıklar ve İnme Enstitüsü’nden Avindra Nath Covid-19 hastalarının beyin-omurilik sıvılarında virüsün izine raslandığını belirtiyor. Yine virüsün beyni etkilemeden bu sıvıya bulaşmış olabileceği olasılığını da göz ardı etmiyor. Virüs hastanın kanında dolaşırken omurilikten sıvı çekme sırasında enjeksiyona bulaşmış olabilir.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre nörolojik semptomların olası nedenleri şöyle açıklanıyor:

– Nörolojik semptomlar oksijen azlığından da kaynaklanıyor olabilir. Covid-19 akciğerlerde ağır hasar yarattığı için hastanın kanında yeterli oksijen bulunmayabilir. Dolayısıyla beyne yeterli oksijen gitmediği için nörolojik sorunlar çıkabilir.

‘BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN AŞIRI TEPKİSİ BEYİNDE HASAR YARATIYOR’

– Bir diğer neden de vücudun enfeksiyona bağışıklık tepkisinin beyinde hasar yaratması. Bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi olarak değerlendirilen sitokin fırtınası, enflamasyonu artırarak başta beyin olmak üzere diğer organlara hasar verebilir. Nath, bütün bunlara karşın virüsün doğrudan beyne gittiği olasılığını da ciddiye almak gerektiğine dikkat çekiyor. Eğer bu kanıtlanırsa hastaların tedavisinde köklü değişikliklere gitmek gerekecek. Bugüne dek tüm ilaç protokolleri akciğer hasarına yönelikti. Eğer beynin de devrede olduğu kesinleşirse bambaşka ilaçların kullanılması gündeme gelecek. Bir kere ilaçların kan-beyin bariyerini aşması gerekecek ki pek çok ilaç bunu yapamaz.

‘VİRÜS NÖRONLARIN ARASINDA GİZLENEREK YAŞAM BOYU SORUN ÇIKARABİLİR’

Virüsün beyne ulaşması uzun vadeli nörolojik sonuçlara yol açabilir. Biliniyor ki bazı virüsler nöronlar arasında uzun süre saklanıp ileri yaşlarda yeniden faaliyete geçebiliyor. Herpes simplex bunlardan biri. Yüzde ağız ve burun çevresinde uçuklara, genital bölgede yaralara yol açtığı biliniyor. Ancak bazı insanlarda beyinde enflamasyonu tetiklediği de bildiriliyor. Hasta bir kere enfekte oldu mu, bu virüs nöronların arasında gizlenerek yaşam boyunca bağışıklık sistemi zayıfladığında yeniden uyanabiliyor. Talbot, nörolojik etkilerin Covid-19’dan iyileşen hastalarda yaşam boyu sorun çıkartabilme olasılığının yüksek olduğunu söylüyor. Örneğin inme ve nöbetler uzun süreli beyin hasarlarına yol açabilir.

‘BEYİN HASARI HAYATIMIZI CEHENNEME ÇEVİREBİLİR, KATİYEN HAFİFE ALINMAMALI’

Geçici koku ve tat kaybının dışında, nörolojik etkilerin ağır geçen Covid-19 hastalarının çoğunda görüldüğü bildiriliyor. Şu anda kesin rakamlar bilinmese de az sayıda insanın beyin ve sinir sistemlerinde ağır hasar oluştuğu biliniyor. “Bu beyin hasarları kalıcı olabiliyor” diye konuşan Amerikan Nörolojik Hastalıklar ve İnme Enstitüsü’nden Avindra Nath, “Beyin hasarları kişiliğimizi değiştirebilir, yürüyüşümüzü aksatabilir ve çok çeşitli uzun süreli hastalıklara neden olabilir. Hastaların çok küçük bir oranında görülse de nörolojik hasar bireyin tüm yaşamını cehenneme çevirebilir. Dolayısıyla katiyetle hafife alınmamalıdır” diyor.

Continue Reading

Sağlık

Yemek saatleri kiloyu nasıl etkiliyor?

İnsanın vücut saati, metabolizması ve sindirim sistemi karmaşık bir etkileşim halinde. Bu nedenle sadece ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de önemli.

Published

on

By

ABD’de yapılan araştırmalara göre üniversiteye başlayan gençler yaklaşık 7 kilo alıyor. Bunun nedenlerinden biri hazır yemek ve fiziksel aktivite azlığı iken, uzmanlar gece geç saatlerde yemenin, alkol tüketiminin ve düzensiz uyku saatlerinin de etkili olduğuna inanıyor.

Yıllar boyunca Tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları gibi hastalıkların yanı sıra kilo almanın da yediğimiz yemeklerden aldığımız kalori ve bunları ne ölçüde yaktığımızla ilgili olduğu anlatıldı.

Ancak veriler sadece ne yediğimizin değil, ne zaman yemek yediğimizin de önemli olduğunu gösteriyor. Kilo vermek için yapılan diyetlere bakıldığında, aynı miktarda kalori tüketilse de, bu kalorilerin çoğunu sabah kahvaltısında tüketenlerin akşam yemeğinde tüketenlere kıyasla 2,5 katı kilo verdiği görülüyor.

Çoğu insan bunu gece yenen yemekten edinilen kalorilerin yakılması için fırsat olmamasına bağlıyor. Oysa canlılar uyku halindeyken bile organları çalıştığı için enerji tüketiyor. Tüketilen kalori miktarı kadar bunların ne zaman tüketildiği de kiloyu etkiliyor. Sabah yenen yemeği yakmak için daha fazla kalori harcadığımıza dair veriler var. Ancak bunun vücut ağırlığını ne kadar etkilediğine dair net bilgi bulunmuyor.

Bir diğer olasılık da, gece yemeğinin gün içindeki toplam yemek yenen süreyi uzatması. Böylece sindirim sisteminin toparlanma ve yağ yakma fırsatı azalmış oluyor. Zira yağ yakma süreci ancak organlarımız yeme işleminin bittiğini anladığı zaman başlıyor.

Amerikalı vücut saati uzmanı biyolog Satchin Panda’ya göre, yemek yeme düzenini gün ışığına göre ayarlayan atalarımızın tersine ABD’de insanlar gün içinde 15 saatlik bir aralıkta yemek yiyor ve toplam kalorinin üçte birinden fazlasını akşam 18:00’den sonra tüketiyor.

Yeterince uyumayan insanlar – ki üniversiteye başlayan gençler de genellikle bu grupta – gece geç yemenin yanı sıra sabah da erken kalktıkları için kahvaltıyı da erken yaparak vücudun yemek yemeden geçirdiği süreyi giderek kısaltıyorlar.

Ayrıca az uyumak, insanın karar alma ve kendini kontrol etme mekanizmasını bozup sağlıksız yiyeceklere yönelme riskini artırıyor. “Açlık hormonu” olarak bilinen leptin ve girelin hormonlarının seviyesini etkileyip iştahı artırıyor. Dolayısıyla kilo almaya yatkınlık da artıyor.

Vücut saati ritmimiz, iç içe geçmiş sinyal sistemleri sayesinde sindirim ve metabolizmamızla çok yönlü bir etkileşim halinde. Jetlag ve vardiyalı çalışmanın uzun vadeli etkisinin incelenmesinde önemli bir bilgi bu.

Her hücremizde vücudumuzdaki fizyolojik işlemleri ve davranışlarımızı düzenleyen moleküler saatler çalışıyor. Hormonların ve nörotransmiterlerin salınmasını; tansiyon, bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitesini, uyku ve uyanıklık hissini düzenleyenler de bunlar.

Bu saatler hem birbiriyle hem de günışığına ayarlı bir şekilde senkronize olarak işliyor. Bunu beyin dokusundaki üst kiyazmatik çekirdek denen bölümden gelen sinyaller sağlıyor. Dış dünya ile bağlantıyı ise gözün arkasında ışığa duyarlı hücreler yürütüyor.

Bu vücut saatlerinin işlevi, çevremizdeki düzenli olaylara karşı hazırlıklı olmak. Yemek saati de bunlardan biri. Günün farklı saatlerinde farklı biyokimyasal tepkimeler devreye giriyor ve iç organlarımızın görev değişimi ve dinlenmesi süreçlerini düzenleniyor. Farklı zaman dilimlerinde seyahat etmek vücut saatini olumsuz etkiliyor.

Farklı saat dilimlerinde seyahat ettiğimizde vücudumuzun ışığa maruz kalma saatleri değiştiğinden vücut saatimiz de o yönde değişim gösterir. Oysa farklı organ ve dokuların buna uyum sağlama süresi de farklıdır. Bunun sonucunda ‘jetlag’ denen olgu meydana gelir. Böylece yanlış vakitlerde uykulu veya uyanık hissetmeye başlarız. Bu durum sindirim sorunlarına ve başka rahatsızlıklara da yol açabilir.

Yemek saatimiz beyin hücrelerini etkilemese de karaciğerdeki ve sindirim organlarındaki saatlerde de değişime neden olur. Egzersiz yaptığımız zaman da kaslardaki hücrelerin saatlerini etkiler.

Farklı zaman dilimlerine seyahat ettiğimizde veya yemek, uyku, egzersizimizi düzensiz saatlerde yaptığımızda organ ve dokularımızdaki farklı saatlerin birbiriyle uyumu bozulur. Bu düzensizlik çok ender olduğunda pek sorun çıkmaz, ama sık sık tekrarlandığında sağlığı uzun vadede etkiler.

Diyetimizdeki yağ veya karbonhidratların metabolizması gibi karmaşık işlemler karaciğer, bağırsak, pankreas, kas ve yağ dokularında meydana gelen birçok işlem arasında koordinasyonu gerektirir. Bu dokular arasındaki iletişim bozulduğunda etkinlikleri azalır ve uzun vadede başta tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve depresyon olmak üzere çeşitli hastalık riskleri artabilir.

Seyahat edenler ve vardiyalı çalışanların yanı sıra hafta içi ve hafta sonu farklı saatlerde yatıp kalkan ve yemek yiyen insanlar da (nüfusun yaklaşık yüzde 87si) etkilenir. Sadece yemek saatlerinin değişmesi değil bir oturuşta alınan kalori miktarının da sürekli inip çıkması sağlığı uzun vadede etkiler.

Günlük kalori alımının büyük kısmını kahvaltıda tüketmek ağır bir akşam yemeğinden çok daha sağlıklıdır. Uyku ve yemek saatlerimizi düzenli tutmak atılacak en iyi ilk adımdır. Böylece vücudumuzdaki çeşitli saatler uyumlu bir şekilde işlemiş olur.

Uyku saatinin düzenli olmasının yanı sıra uyku süresi de önem taşır. Yetişkin bir insanın günde 7-8 saat uyuması gerekir. Aynı zamanda yemek yeme saatlerini günün 12 saatlik dilimine sığdırmak ve vücuda düzen ve dinlenme olanağı sağlar.

İki gruba ayrılmış farelerle 2012’de yapılan bir deneyde bir gruba günün sadece 12 saatinde yemek yeme, diğerine ise istediği zaman yeme olanağı sağlanmış ve aynı miktarda kalori alınmasına rağmen birinci gruptaki farelerin obezite, diyabet, kalp hastalıkları ve karaciğer hasarı gibi birçok hastalıktan korunduğu görülmüştü. Diğer gruptakiler bu hastalıklara yakalandıkları halde sınırlı sürede yemeye başladıklarında yeniden sağlıklı hale gelmişlerdi.

Vücut saati uzmanı Panda’ya göre, “Tüm canlılar 24 saat içinde aydınlık ve karanlık döngüsüne ve buna uygun yeme ve açlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde gelişti. Bu döngülerin en önemli işlevlerinden biri vücudun her gece onarım ve yenilenmesini sağlamaktır. Trafik hala akış halindeyken bir otoyolu tamir edemezsiniz.”

Sınırlı sürelerde yeme konusunda yapılan deney sayısı artıyor ve ilk veriler oldukça umut verici görünüyor. Kral gibi kahvaltı, prens gibi öğle yemeği ve yoksul gibi akşam yemeği sözü daha önce hiç bu kadar doğru görünmemişti.

Kaynak: Cumhuriyet

Continue Reading

Sağlık

“Koronavirüs ve grip birlikteliği ölüm riskini yüzde 30 artırıyor.

Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Covid-19 Yoğun Bakım Koordinatörü Prof. Dr. Recep Tekin, “Koronavirüs ve grip birlikteliği ölüm riskini yüzde 30 artırıyor. Eylül ayında artış göstermeye başlayan koronavirüs vakaları ile birlikte mevsimsel geçiş nedeniyle grip vakalarında artış bekleniyor” dedi.

Published

on

By

Riskli grupların grip aşısı yapmasını öneren Prof. Dr. Tekin, “Bakanlık da bunun için sıkıntı yaşanmaması açısından gerekli tedbirleri ve çalışmaları yapıyor. Aşıyı, özellikle riskli gruplar dediğimiz 65 yaş üstü olanlara, şeker hastalığı, diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalığı olanlara öncelikle tavsiye ediyoruz” dedi.

Türkiye’de eylül ayında artış göstermeye başlayan koronavirüs vakaları ile birlikte mevsimsel geçiş nedeniyle grip vakalarında artış bekleniyor. Tek başına öldürücülük oranlarının düşük seviyelerde seyrettiği bu hastalıkları aynı anda geçiren hastaların ölüm riskinin arttığını belirten Dicle Üniversitesi Enfeksiyon hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kovid-19 Yoğun Bakım Koordinatörü Prof. Dr. Recep Tekin, grip aşısının bu dönem daha çok önem kazandığını söyledi.

Prof. Dr. Tekin, hastalarına özellikle bu mevsimde grip aşılarını olmalarını tavsiye ettiklerini belirterek, “Covid-19 ve grip birlikte olduğu zaman ölüm riski daha fazla oluyor. Bunun önüne geçebilmek için grip aşısı bizim için önemli bir fayda sağlıyor. Sezon açıldı. Grip aşısı bu ay itibarıyla ülkemize gelmeye başlayacak. Biz daha çok ekim sonu kasım başı grip aşısını öneriyoruz. O yüzden özellikle risk faktörü olanlara, yaşlı hastalara, şeker hastalığı olanlara, tansiyonu olanlara, böbrek hastalığı olanlara özellikle grip aşısı olmalarını tavsiye ediyoruz. Bunun yanında bir de zatürre aşımız var. Zatürre aşısını aynı bu şekilde riskli hastalara, özellikle 65 yaş üstü, kalp, böbrek, şeker hastalığı olanlara yapmalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.

Covid-19 hastasının grip aşısıyla, gripten korunduğunu ve bu şekilde hastalığı daha rahat atlatacağını vurgulayan Prof. Dr. Tekin, “Ama olur da hasta hem Covid-19 hem grip geçirirse maalesef ki bu hastanın ölüm riski çok daha artıyor. Ölüm riskini tahmini en az yüzde 20- 30 artırıyor. O yüzden özellikle Covid-19 geçiren ve riskli olan kişilerde grip aşısı olunmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü Covid-19 ve grip birlikte olduğu zaman maalesef ki hastanın tedavisi ve kurtulma şansı daha da zor olabiliyor. Bu mevsimde özellikle eylül ayından sonra grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Özellikle ekim sonu kasım başı riskli grupların grip aşılarını yapmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Tekin, geçen yıl Covid-19 pandemisi sonrası alınan tedbirlerle birlikte görünen grip vakalarında ciddi bir düşüş olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:

“Çünkü kişiler maske taktı, mesafeye, izolasyona dikkat etti ve bu da doğal olarak grip sayısında da azalmaya neden oldu. Umarım bu yıl da beklentimiz bu yönde gerçekleşecektir. Özellikle riskli hastaların hem grip açısından hem de Covid-19 açısından kendilerini korumalarını tavsiye ediyoruz. Özellikle kalabalık ortamlara girmesinler. Mesafeye, maskeye ve hijyene dikkat etsinler. Grip aşısına öyle tahmin ediyorum ki talep çok daha fazla olacak. Hem pandemiden dolayı üretimde hem de talepteki artıştan dolayı grip aşısında bir sorun olabilir mi? Bilmiyoruz ama bakanlık bunun için sıkıntı yaşanmaması açısından gerekli tedbirleri ve çalışmaları yapıyor.”

Continue Reading

En Çok Okunanlar