Connect with us

Sağlık

Grip aşısıyla ilgili tartışmalar şimdiden başladı! Kimler aşı olmalı?

Aşı mevsiminin yaklaştığı son günlerde, tartışmalar devam ederken uzmanlar merak edilen soruları yanıtladı.

Published

on

Kovid-19 salgını nedeniyle insanlar bazı konularda tedirgin oluyor.

Özellikle de eylül ve ekim ayında daha da gündeme gelen, grip aşıları ile ilgili tartışmalar da şimdiden başladı.

Kimler bu aşıyı olmalı? Grip aşısı olmanın ne gibi faydaları var?

“Ülkemiz için önemli bir sorun grip aşısına reçetesiz olarak ulaşılabilmesi”

Türk İmmünoloji Derneği Başkanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Kovid-19 hastalığı ile influenza (grip) iki enfeksiyonun eş zamanlı görülmesi durumu ile ilgili olarak az olgu sayılı sınırlı çalışmalar bulunduğunu aktardı.

Bu çalışmalarda genellikle influenzanın, Kovid-19 enfeksiyonun seyrine olumsuz bir etkisini olmadığının gözlemlediğini söyleyen Prof. Dr. Oral, yapılan çalışmalarda altta yatan hastalığı olan olguların ise sınırlı sayıda olduğunu belirtti.

Pandemi döneminde de grip aşısının öncelikle risk grubuna yapılması gerekitiğini söyleyen Prof. Dr. Oral, “Bunlar altta yatan başka bir hastalığı olsun olmasın 65 yaş ve üzerindeki kişiler; kronik hastalıkları olanlar, kalp hastalıkları, kronik böbrek hastaları, diyabet gibi, anjina geçirmiş, stent takılmış veya by-pass olmuş kişiler; gebeliğinin ikinci veya üçüncü üç aylık dönemleri (trimetr) grip salgın dönemine denk gelecek olanlar” dedi.

Prof. Dr. Oral, şu uyarıda bulundu:

“Aşı mevcut stoklarının etkin kullanımı için öncelikle bu risk gruplarına kullanılmalı. Ancak, ülkemiz için önemli bir sorun grip aşısına reçetesiz olarak ulaşılabilmesi. Aşının bu dönemde gerçekten riskli gruba ulaştırılmasına sağlanması için reçeteli olarak verilmesi önemli.”

Ayrıca, hastaların sağlık kurumlarına ziyaretlerinin sınırlandırılması için SGK sisteminde kronik hastalığı saptananlar ile 65 yaş ve üzerinde olduğuna dikkat çeken Prof. Oral, bu sınırın 60 yaşa da çekilebileceğini ve onlara reçete olmadan da verilebilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Oral, “Gribal enfeksiyon etkin ilacı (Oseltamivir) olan bir hastalık olduğu için Kovid-19 ile birlikte görüldüğünde Oseltamivir kombinasyona eklenebilir. Zira salgının başlangıcında Oseltamivir kombinasyon içerisinde yer alıyor. Ayrıca, Kovid-19 tedavisinde kullanılan Favipiravir’in influenza virüsüne etkili olduğu biliniyor. Gün geçtikçe biriken veriler, Kovid-19 ve influenza enfeksiyonunun birlikteliğinde izlenecek yolu belirlemede yol gösterici olacak” ifadelerini kullandı.

“Grip aşısının zaten yapılması gereken risk taşıyan grup belli; devlet de ücretsiz yapıyor”

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, şunları söyledi:

“Grip aşısının zaten yapılması gereken risk taşıyan grup belli. Onların aşılarını devlet de zaten ücretsiz yapıyor. Bu kişiler; 65 yaş üstü, kronik hastalığı olanlar, akciğer, karaciğer, kalp hastalığı olanlar, şeker hastalığı olanlar ve herhangi bir nedenle bağışıklığı baskılayan ilaç alanlar risk grubunu oluşturuyor. Sadece küçük farklılıklar var, örneğin Kovid-19’da önemli bir risk faktörü olan hipertansiyon, diğer ikisi için risk grubu oluşturmuyor.”

“Birçok insan grip aşısı yaptırmak isteyecek ama maalesef bulamayacaklar”

Astımın, grip için daha belirgin bir risk grubuyken, Kovid-19 için o kadar belirgin olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Ceyhan, “Onun dışında tamamen aynı. O yüzden birisi için risk grubundaysa, iki aşının da yapılması gerekiyor. Hem Pnömokok aşısının hem de grip aşısının yapılması gerekiyor. Bunların dışındakiler, mutlaka yapılması gereken gruplar değil ama kişi küçük de olsa risk almak istemiyorsa, hekimlere önerin diyoruz. Çünkü, o grupların zaten aşısının ücretini de devlet ödemiyor, kendileri alıp yaptırıyorlar” dedi.

“İsteyen herkes aşı yaptırmalı. Ancak isteyen herkesin yaptıracağı kadar aşı olmayacak” diyen Prof. Dr. Ceyhan, “Tüm dünyada aşıya inanılmaz bir talep var, dolayısıyla geçen sene tedarik edilen miktarda temin edilecek. Bu sene grip aşısının tedarikinden büyük sorun yaşanacak. Birçok insan grip aşısı yaptırmak isteyecek ama maalesef bulamayacaklar” şeklinde konuştu.

“Grip aşısını mümkünse herkes olmalı”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Şenol ise, “Grip (influenza), her yıl sonbahar, kış aylarında görülen çok hastalandırıcı; hatta öldürücü olabilen bir hastalık. Grip hastalığını ve gelişebilecek olumsuz sonuçları önlemenin tek ve en önemli yolu aşılama. Bu nedenle, ACIP; bağışıklama Danışma Komitesi (Advisory Committee Immunization Practices ) ve DSÖ gibi ilgili kurum ve kuruluşlar ‘Grip olmak istemeyen herkes aşılanmalı’ şeklinde önerilerini güncelledi. Ancak, hastalığın çok ciddi, hatta ölümcül seyrettiği ‘risk gruplar’ tanımlandı” dedi.

Aşı tedarik sorunu yaşanabileceğinde risk gruplarının öncelenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Şenol, risk gruplarını ve neden riskte olduklarını ise şu sözlerle özetledi:

“Ciddi seyir ile giden ve ölüm hızını artıran en önemli sorun, zatürre (pnömoni). İleri yaş, kronik hastalıkların varlığı ve sayısı, bağışıklığın baskılanması ve gebelik pnömoni gelişimi için tanımlanmış başlıca risk faktörleri. Grip aşısını öncelikle bu kişiler olmalı. Ancak, pnömoni dışında, kronik akciğer hastalık (KOAH) alevlenmeleri, kardiyak (perikardit, miyokardit) ve nöromusküler (miyozit, transvers miyelit, ensefalit) komplikasyonlar da gelişebiliyor. O nedenle, grip aşısını mümkünse herkes olmalı.”

Prof. Dr. Şenol, “5 yaş özellikle 2 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri erişkinler, gebelerde üçüncü trimester en riskli olmak üzere, bağışıklığı baskılanmış kişiler mesela HIV, malign hastalıklar, ilaçlar kullananlar. Altta yatan hastalıkları olanlar, kronik akciğer hastalıkları buna astım dahil, kronik kalp hastalıkları (hipertansiyon hariç), renal, hepatik, nörolojik, hematolojik veya metabolik hastalığı olanlar, morbid obez kişiler, 18 yaş altında olup sürekli aspirin kullanmak zorunda olanlar ve kendileri influenzanın ağır seyretme riski taşımasalar da risk grupları ile yakın temasta olan kişiler de aşı yapılması gereken kişiler arasında yer alıyor. Aşı, ülkemizin de içinde bulunduğu kuzey yarımkürede ekim ayı içinde, risk grubunda olup aşılanmamış kişilerde şubat ayına kadar yapılabilir” dedi.

“Geçen yıl, 1,5 milyon doz kadar aşı alınabilmiş ve uygulanabilmişti”

“Ülkemizde, ilgili dernek, Bakanlık Kronik Hastalık Tarama ve TÜİK verilerine göre, 65 yaş üzeri nüfus ve Diyabet, KOAH, Kronik Böbrek ve Kalp Hastalığı olan kişilerin 20-40 milyon arasında olduğu biliniyor” diyen Prof. Dr. Esin Şenol, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçen yıl, 1,5 milyon doz kadar aşı alınabilmiş ve uygulanabilmişti. Geçen yıl dünyada ilk kez daha önce yaygın biçimde uygulanılan, TRİVALAN AŞI üretimi sonlandırılıp, TETRAVALAN aşı dört influenza virüsünden aşı üretimine geçildi. Yine geçen yıl, Türkiye ‘de İnfluenza aşılarının tedarikini sağlayan iki aşı firmasından biri de grip aşısı tedarikinden çekildiğini bildirdi. Geçen yıl bu değişimlerin, ülke ihtiyacında aksamamaya neden olması için, gereken sipariş ve koordinasyon zamanlaması yürütülemedi.”

Geçen yıl, 1-1,5 milyon doz aşı, aşılamanın önerildiği, ekim, kasım, aralık ve ocak aylarında aralıklı biçimde piyasada bulunabildiğini hatırlatan Prof. Dr. Esin Şenol, “Bu yıl DSÖ, Mart 2020 sonunda, ‘Pandemide Rutin Aşılama Rehberi ve Önerileri’ yayımlayarak, pandemide öncelikli olarak, duyarlı erişkinlerin pnömokok ve grip aşılamalarının yürütülmesi önerildi. Bu doğrultuda, önümüzdeki Sonbahar için pek çok ülke, yüksek dozlarda aşı talebinde bulundular. Eğer, Türkiye, bir önceki yıl aşı dağıtımından çekilen tedarikçi firma ya da başka firmaların davet edilmesi ve önceden yüksek doz talebinin bildirilmesi için tek tedarikçi olan firma ile koordine olmak gibi, ek bir önlem almamışsa, bir önceki yıl gönderilen doz esas alınarak, aynı dozda yani, 1-1.5 milyon dozda aşının gönderilmesi yüksek olasılık” ifadelerini kullandı.

“Çok eski bir aşı olup bugüne kadar milyonlarca doz uygulanmış ve ciddi bir yan etkisi görülmemiş bir aşıdır”

Grip aşıları için, dünya geneline dağılmış surveyans laboratuvarları aracılığı ile Kuzey ve Güney yarımküredeki influenza aktivitesinin DSÖ tarafından yakından izlendiğini belirten Şenol, “Kuzey yarımküre için şubat ayında, Güney yarımküre içinse eylül ayında gelecek sezon aşılarında bulunması gereken virüsler belirleniyor. Böylece yüksek etkili olması temin edildi. Her yıl bu şekilde ve yeniden hazırlanan inaktif influenza aşısı 1945’ten beri aynı yöntemle ve gelişen teknolojinin imkanlarıyla daha saf ve kaliteli şekilde üretiliyor” dedi.

Aşıların üretim ve uygulanma süreçlerinin yakın izlem altında olduğunu söyleyen Şenol, “Dolayısıyla aslında çok eski bir aşı olup bugüne kadar milyonlarca doz uygulanmış ve ciddi bir yan etkisi görülmemiş bir aşıdır. Aşılar inaktiftir yani içlerinde canlı virüs bulunmaz. Bu nedenle aşının hastalık yapma ihtimali bulunmuyor. Tüm aşılarda olduğu gibi, en sık görülen yan etkisi aşı yerindeki ağrı ve hassasiyettir ki, 24-48 saat içerisinde kaybolur. Aşı sonrası nadiren 1-2 gün içinde kendiliğinden geçen nezle benzeri şikayetler oluşabilir. Bu belirtiler de kısa süre içerisinde kaybolur” bilgisini paylaştı.

“Aşının içinde tiyomersal ya da alüminyum bulunmuyor”

Grip aşılarının 1943 yılından bu yana kullanıldığını hatırlatan Şenol, “Aşının içinde tiyomersal ya da alüminyum bulunmuyor. Aşıların üretim ve uygulanma süreçleri yakın izlem altındadır. Eğer aşılar güvenilir olmasa ya da yeterince etkili olmasaydı aşıları üreten firmalar çoktan büyük cezalara çarptırılırlar ve aşı ya da başka hiçbir şey satamazlardı” diye konuştu.

Bir başka spekülatif konuya da değinen Prof. Şenol, “Aşı uygulanması bağışıklık sistemini zayıflatır mı?” sorusunu şöyle yaıtladı:

“Antijen reseptörlerinin çeşitliliği üzerine yapılan çalışmalar, bağışıklık sisteminin çok fazla sayıda antijene cevap verme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, B ve T lenfositleri sürekli olarak yenilendiği için, bir aşı hiçbir zaman bağışıklık sisteminin bir kısmını tüketmez. Bağışıklık sistemi her gün yaklaşık 2 milyar yardımcı T lenfositini yenileme özelliğine sahip. Bir infantın bağışıklık sistemi, teorik olarak herhangi bir zamanda yaklaşık 10 bin aşıya cevap verme kapasitesine sahip. Bu bilgiyi kullanıldığında, bir infanta bir seferde 11 aşı uygulanırsa, aşılara yanıt vermek için bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 0,1’i çalıştığı hesaplanıyor. Daha önce aşıya veya bileşenlerine karşı anafilaksi gelişmiş olanlarda yapılmamalı. Tek yapılmaması gereken durum da budur.”

Prof. Şenol, “Yumurta alerjisi veya aşı sonrası 6 hafta içinde Guillain Barre Sendromu geçirmiş olmak da mutlak bir kontrendikasyon değil. Ancak bu kişilere influenza aşısı fayda ve zarar oranı dikkatli gözetilerek, influenza komplikasyonu gelişme olasılığı yüksek kişilere yapılmalı” dedi.

Advertisement
Advertisement

En Çok Okunanlar