Connect with us

Sağlık

Halk sağlığı uzmanından ‘El yıkandığında bulaşıcı hastalıkların üçte birini önlemek mümkün’ uyarısı

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, doğru el yıkamayla bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemenin mümkün olduğunu belirtti.

Published

on

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, doğru el yıkamayla bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemenin mümkün olduğunu belirtti.

Yorulmaz, “Dünya El Yıkama Günü” dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgınla birlikte el yıkamanın öneminin daha fazla anlaşıldığını söyledi.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de el yıkama konusunda sorunlar bulunduğunu dile getiren Yorulmaz, el yıkamanın bulaşıcı hastalıklardan korunmada son derece önemli olduğunu ifade etti.

Gün içerisinde farkına varmadan dokunulan her yerin mikroplarla dolu olduğuna dikkati çeken Yorulmaz, “Dokunduğumuz her yerden ellerimize çok sayıda mikrop bulaşıyor. Bu mikropları da günde ortalama 25 defa dokunarak yüzümüze, oradan da vücudumuza bulaştırıyoruz. Dokunduğumuz yerdeki kimyasal maddeler gibi başka kirleticiler de sağlımızı etkiliyor.” dedi.

Yorulmaz, el yıkamada temel olarak su ve sabun kullanılması gerektiğini aktardı.

“Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem”

Yapılan çalışmaların, su ve sabunun etkisini el dezenfektanıyla elde etmenin mümkün olmadığını gösterdiğini vurgulayan Yorulmaz, şöyle devam etti:

“Eğer erişebiliyorsak mutlaka su ve sabunla el yıkamamız doğru olacaktır. El yıkamak bütün bulaşıcı hastalıklardan korunmada önemli. El dezenfeksiyonu, ellerin yıkanması koronavirüsten korunmada da son derece önemli. Koronavirüs hastalığının girmekte olduğumuz mevsimle birlikte başımıza daha çok dert açacağını biliyoruz.

Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem. El yıkama bu tür hastalıkların tümü için koruma sağlıyor. Bunun dışında gıdalarla bulaşan hastalıklar, sindirim sistemiyle bulaşan ishal gibi hastalıklardan da korunmada el yıkama son derece önemli. Bulaşıcı hastalıkların azalmasında yapılan çalışmalara göre ilaçlardan çok daha etkili el yıkama. El yıkandığında bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemek mümkün. ”

Yorulmaz, tuvalete girmeden, diş fırçalamadan ve yemek hazırlamadan önce de ellerin yıkanması gerektiğine işaret etti.

Kovid-19 el yıkama sıklığını değiştirdi

Vatandaşlardan Serpil Şinikçi de koronavirüs salgınıyla birlikte el yıkama alışkanlığının da değiştiğini söyledi.

Salgın döneminde el yıkamanın ne kadar önemli olduğunu anladıklarının altını çizen Şinikçi, “Bizler gerek mesleğimiz gerekse ailemiz ve kendimiz için ellerimizi sık sık sabunla yıkıyoruz. El yıkamanın da tabii ki bazı püf noktalarını öğrendik. Uzmanların verdiği tavsiyeler doğrultusunda ellerimi sık sık yıkıyorum.” diye konuştu.

Levent Yaçi de Türk halkı olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini, her zamankinden daha çok hijyen ve temizliğe önem verdiklerini anlattı.

Yaçi, koronavirüsle birlikte günlük el yıkama sayısının arttığını belirterek, “Eskiden bir veya iki kez elimizi yıkıyorsak şimdi en az 10 defa yıkıyoruz. Lütfen kurallara uyalım. Koronavirüsten kurtulmak istiyorsak temizliğimize dikkat edelim.” ifadelerini kullandı.

Yuşa Yılmaz ise pandemi döneminde hijyenin ne kadar önemli olduğunu gördüklerini, temizliğin de el yıkama ile başladığını vurguladı.

Advertisement
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Koronavirüste ikinci dalgayı en az korku ve stresle nasıl atlatırsınız?

Avrupa’da koronavirüs salgınında ikinci dalga başladı. Vaka sayıları günden güne artarken, bilim insanları, salgının bu kez insan psikolojisi üzerinde, birinci dalgaya göre daha ağır bir etki bırakacağını düşünüyor.

Published

on

Dünya genelinde pandemi döneminde insanların psikolojik durumunu araştıran Hollandalı uzmanlar, salgının ikinci dalgasında psikolojik olarak sağlıklı kalmanın ipuçlarını anlattı.

Koronavirüs salgının ilk aşamasının zihinsel sonuçlarını araştıran bilim insanlarına göre, insanların önemli bir kısmında sinirlilik, sırt ya da baş ağrısı, uyku düzensizliği gibi belirtiler ortaya çıktı.

Birinci dalga sırasında gençler yaşlılardan, yoksullar da zenginlerden daha fazla sıkıntı çekti. Ancak ilk dalganın yeni bir yanı vardı; çevrimiçi toplantılar, evden çalışma, sanal meyhane gibi. Ama şimdi insanlar, bu sürecin daha da uzayabileceğini fark etti.

Hollandalı uzmanlar, “Artık ne bekleyebileceğimizi ve her şeyin daha da kötüye gidebileceğini biliyoruz” diyor.

Pandeminin insan psikolojisine etkilerini uluslararası çapta araştıran üç Hollandalı psikolog, ikinci dalgayı daha az korku ve gerilimle atlatmanın ipuçlarını Nieuwsuur (Haber Saati) adlı programda anlattı.

Psikologlara göre, salgında ruh sağlığını korumanın en önemli yolu mizah, zihinsel zaman yolculuğu ve uzun yürüyüşler.

Sosyal psikolog Madelijn Strick’e göre, koronavirüs salgını döneminde yapılan espriler, buna ilişkin mizahi paylaşımlar olumsuzluk duygusunu en aza indirdi. Mizah yoluyla soruna yaklaşıp, bu yolla Covid-19’un araştırılması, korku, gerilim ve yalnızlık duygusunu azalttı.

Hollandalı uzman, bu nedenle sosyal medyada tıpkı Mart-Nisan döneminde olduğu gibi ‘ikinci bir mizah dalgası’ öneriyor. Ancak geçmişte yapılmış espriler, şakalar yerine daha yaratıcı şeylerden söz edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Gelişim psikoloğu Bertus Jeronimus da, koronavirüsle ilgili günlük kaygıları aşmak için, “Zihinsel zaman yolculuğu” öneriyor. Hollandalı uzman, şu tavsiyede bulunuyor:

“Örneğin, şu an 10 yıl sonrasında olduğunuzu düşünün. Çocuklarınız, torunlarınız veya diğer sevdiklerinizle berabermişsiniz. Onlara, koronavirüs salgınında yaşadıklarınızı anlatıyorsunuz. Öykünüz oldukça olumlu olacaktır. Bu da sizi mevcut sıkıntılı durumdan uzaklaştırır.”

Egzersiz, yürüyüş, sosyalleşme

Salgını, şu ana kadarki en büyük sosyal deney olarak tanımlayan nöropsikolog Erik Matser de, psikolojik sıkıntıları azaltmanın yolunun, beynin biraz dinlendirilmesi olduğunu söylüyor.

Matser’e göre, bunun yolu da günlük düzenli egzersizler yapmak. Ama salonda boks yapmak, kum torbası dövmek yerine, doğada uzun yürüyüşler yapılmasını öneriyor.

Hollandalı uzmanlar, salgının ikinci dalgasında psikolojik sorunları en aza indirmek için yapılması gerekenleri şöyle özetliyor:

Sosyalleşin: Salgına ve mesafe zorunluluğuna rağmen sosyal ilişkilerinizi geçmişteki düzeyde tutun. 1,5 metre mesafeden de olsa, insanlarla görüşmeyi sürdürün.

Hareket edin: Günlük olarak, mümkünse yeşil bir ortamda yürüyüş yapın. Bu vücudun stres düzeyini aşağıya çeker. Orman, kumsal gibi engebeli alanlarda yürümek, çok fazla adrenalin sağlayan zorlu egzersizlerden daha iyidir.

Olumlu şeyler planlayın: Film izlemek, kedi sevmek, arkadaşlarla sohbet etmek gibi günde en az bir iki olumlu plan yapın. Olumsuz mesaj ve iletişimi sınırlayın. Bu, olumlu bir bakış açısı geliştirmenize yardımcı olabilir.

Bugünü yaşayın: Gelecek hafta ya da gelecek ay için boşuna endişelenmeyin. “Zihinsel zaman yolculukları” ile olumlu hayaller kurarak, günlük endişelerden uzaklaşmaya çalışın.

Continue Reading

Sağlık

‘Koronavirüs insan cildinde 9 saat yaşıyor’

Klinik Enfeksiyon Hastalıkları adlı bilimsel dergide bu ay yayımlanan araştırmaya göre koronavirüs insan cildi üzerinde dokuz saat kalırken grip virüsü sadece 1,8 saat yaşayabiliyor.

Published

on

Kyoto Eyalet Üniversitesi Hastanesi’nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Ryohei Hirose’nin de aralarında bulunduğu araştırmacılar, bu sonuçlara koronavirüsten ölen kişiler üzerinde yaptıkları otopsi sonucunda vardıklarını belirtiyor.

Buna göre, Covid-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 adlı virüsün normal gribe neden olan influenza A virüsüne (IAV) göre yaklaşık dört buçuk kat daha fazla bulaşma riski taşıdığı, bunun da salgının yayılma hızını arttırdığı tahmin ediliyor.

Bu riske karşı uzmanlar ellerin mutlaka sık sık yıkanması ve alkolle dezenfekte edilmesi gerektiğini söylüyor.

Zira bu uzmanlara göre hem koronavirüs hem de grip virüsü “el dezenfektanlarında bulunan etanolle temas ettiklerinde 15 saniye içinde ölüyor.”

Plastik ve metal yüzeylerde daha da uzun yaşayabiliyor

Daha önceki araştırmalar koronavirüsün plastik ve metal yüzeylere temasından iki üç gün sonra bile enfekte etme olasılığının olduğunu ortaya koymuştu.

Japon araştırmacıların bulguları virüsün insan cildi ile etkileşimini açıklaması bakımından bir ilk olarak kabul ediliyor.

Hirose ve ekibindekiler korona ve grip virüslerinin paslanmaz çelik, ısıya dayanıklı cam ve plastik yüzeylerde yaşama süresini de karşılaştırdılar. Buna göre koronavirüs bu yüzeylerde de 58 ile 85 saat arası aktif kalırken bu rakam grip virüsünde 6 ile 11 saat arasında değişiyor.

Koronavirüsün insan cildinde nispeten çok daha uzun süre kalmasının, bulaşı yollarının takibini güçleştirdiğinin altını çizen Hirose, “Eğer 9 saat aktif kalabiliyorsa dokunmayla geçen bulaşıları önlemek zor olacaktır. En nihayetinde bir insanın korunmak için yapabileceği şeylerin de bir sınırı olduğu düşünülürse koronaya yakalanan insanları hemen suçlamak da doğru değil.” diyor.

Ne yapmalı?

Araştırmacılar, ellerin alkol bazlı temizleyicilerle temizlenmesini ve virüsün en çok bulaştığı göz, ağız ve burunla asla temas edilmemesini öğütlüyor.

Elleri sadece suyla 15 saniye yıkamak virüs miktarını yüzde bire düşürüyor. Sabunla 10 saniye yıkayıp 15 saniye suyla durulayınca miktar on binde bir gibi çok küçük bir risk haline geliyor.

Eller bu şekilde yıkandıktan sonra alkollü bir başka malzemeyle tekrar temizlenmesine gerek kalmıyor.

Dünya Sağlık Örgütü geçen yıl Çin’de ortaya çıkan ve şu ana dek 40 milyon insana bulaşan koronavirüse karşı en etkili önlemleri maske takmak, el hijyenini sağlamak ve sosyal mesafeyi korumak olarak listeliyor.

Continue Reading

Sağlık

Uzmanından “meme kanserine karşı spor ve Akdeniz usulü beslenme” önerisi

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezer, düzenli spor ve bitkisel kaynaklı yağlarla Akdeniz usulü beslenmenin kadınlarda meme kanseri riskini yüzde 30-40’lara varan oranda azalttığını söyledi.

Published

on

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atakan Sezer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme kanserinin kadınlarda en çok görülen kanser türü olduğunu ve kansere bağlı kadın ölümlerinin en sık nedeni olduğunu ifade etti.

Meme kanserinin memenin süt kanalları ve keseciklerinde gelişen bir hastalık olduğunu anlatan Sezer, “En önemli bilinen sebebi kalıtımsal yatkınlıktır. Ailesinde meme kanseri olan, göğüs duvarına ışın tedavi almış, daha önce meme veya yumurtalık kanseri geçirmiş, hiç doğum yapmamış, erken adet ve geç menopoza girmiş, obez, dışarıdan östrojen hormon tedavisi almış kadınlarda meme kanseri gelişme riski artar.” diye konuştu.

Görülme sıklığı yaş ile doğru orantılı

Sezer, obezite, hareketsiz yaşam ve östrojen içeren doğum kontrol haplarının kanser görülme riskini artırdığına dikkati çekti.

Hastalığın görülme sıklığının yaş ile doğru orantılı olduğunu vurgulayan Sezer, ortalama görülme yaşının 60’lardan sonra arttığını, 70’li yaşlarda yüzde 12, 30’lu yaşlarda ise yüzde 3 olduğunu dile getirdi.

Meme kanseri belirtileri gösteren kadınların zaman kaybetmeden uzmanlara danışması gerektiğinin altını çizen Sezer, “Memede kitle, meme başından kanlı akıntı, meme ucunun içeri çekilmesi, meme cildinde damarlarda artış, portakal kabuğu görünümü, meme başında pullanma ve yara gelişimi, koltuk altında kitle gibi şikayetler en sık görülen bulgularıdır.” dedi.

“20 dakika spor yapan kadınlarda yüzde 25 risk azalıyor”

Kadınların yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarını değiştirerek meme kanserine yakalanma riskini azaltabileceğini belirten Sezer, şu tavsiyelerde bulundu:

“Günde bir miktar alkol alan kadınlarda yüzde 10 meme kanserine yakalanma riski artarken, günde 20 dakika spor yapan kadınlarda yüzde 25 risk azalmaktadır. Kilo verilmesi, bitkisel kaynaklı yağlarla ve Akdeniz usulü beslenme, alkol alımının kısıtlanması, spor yapılması meme kanseri gelişme riskini yüzde 30-40’lara varan oranda azaltabilmektedir. Düzenli spor ve Akdeniz usulü beslenme meme kanseri riskini azaltıyor. Her ay kendi kendine meme muayenesi, 40 yaş sonrası yıllık mamografi ve meme cerrahının muayenesi ile erken tanı konabilir. Erken tanının hayat kurtardığını unutmamalıyız. Meme sağlığı kendi elimizde, farkında olmak sağlıklı olmamızı sağlayacaktır.”

Continue Reading
Advertisement
Advertisement

En Çok Okunanlar