Connect with us

Yaşam

Oyuncu yönetimi ustalığı, yalın ve etkili sahne yaratma başarısı ile bir yönetmen: Jeremy Herrin

Published

on

By

Jeremy Herrin’le  sıcak bir Londra gününde Soho’da minik bir kafede buluştuk. Londralıların pek de  alışık olmadığı bu güneşli  havayla şaşkın, etrafımdan hızla neşeyle aktığını seyrederek içinden geçtiğim Soho sokaklarında, pandeminin etkisinin giderek silindiğini küçük galerilerin butiklerin ve kafelerin kalabalık atmosferinden anlıyordum. “The Glass Menagerie”  Sırça Hayvan Koleksiyonu olarak da dilimize çevrilmiş oyun, Amerikalı yazar Tennesse Williams’in yaşam öyküsünün bir izdüşümü olarak yazılmış. Oyun 23 Mayıs Pazartesi,  West End’de ilk kez seyirci  karşısına çıktı. Londra’daki sanatçılar; bu kaotik dönemi ‘psikolojik derinliği’ ekonomik zorlukları ile  geçmişin benzer özellikteki zamanlarına atıfta bulunarak aşmak niyetindeler anlaşılan…

Jeremy Herrin son derece yalın samimi bir yaklaşımla tam da Tennessee Williams’ı temsil eden sarsıcı  bir dünya kurmayı başarmış bir yönetmen. Önce sizi her şeyi kolayca yargılayabilir tarafınızla provoke ediyor, sonra muazzam oyuncu yönetimiyle ve sahne tasarımı ile sizi’ ‘O her şeyi bildiğini sanan’ kibirli  halinizle yüzleştiriyor.

J.Herrin”in buluşmamız için ayarladığı Grind’e ulaştığımda  kafamın içinde dönüp duran beni de uzun  bir süredir meşgul eden hafıza meselesine  dair sorularla doluydu  zihnim. Travmalardan sağ çıkmayı başaran bir insan  olmakla bir turlu yetinemeyen, güçlü, bütün, mutlaka kendi kendinin en yüksek versiyonuna yükselmiş bir  insan olmak için sürekli çaba göstermeye zorlanan; ya o ya bu diye sıkıştırılıp duran ‘zavallı insanın’ bir gün: ne o, ne öbürü diyerek kendini seçmesi mümkün mu?  Tıpkı Tom gibi  tüm anılarını söyle bir kenara bırakıp yola devam etmesi imkânsız değil. “Sence de öyle değil mi?” derken yakalıyorum kendimi, konuşmamız başlamış bile…

– Önce oyun mu ilham verici oluyor senin için yoksa oyuncular mı? Nasıl yola çıkıyorsun?

Jeremy Herrin, “Ben önce oyunu seçiyorum” diyor. Bu oyunu her zaman sevmişimdir ve her zaman bir prodüksiyon yapmak istemişimdir ve sonra düşündüm ki… Bunu hiç bir zaman karmaşık engin ağdalı  bir hafıza oyunu olarak görmedim. Yalın seçili gestuslarla kolay  bir yolla anlatmayı düşündüm. Bu yüzden Tom’un rollerini bölmenin ve daha yaşlı bir Tom’un genç benliğiyle etkileşime girmesinin hafıza hakkında konuşmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Sanırım Tom’la aynı yaştayım, bu yüzden bu benim için de geçmişi düşünmekle ilgiliydi, bilirsin… hayat… ve kesin olan şey su ki; geçmiş süreçleri, yeniden değerlendirmek bunları kabullenmek ve  tüm  geçmiş tarafından nasıl lanetlenmiş  olduğumuzu ve süreci kabul ederek bunların üzerine devam etmek… evet oyun bana ilham verdi ve etkiledi. Sonra oyunu yapmanın yeni bir yolunu bulmaya çalışmak ilginç bir mücadeleydi. Ve sonra diğer tüm kararlar oradan geldi. Nasıl yapılacağını araştırarak sürekli değiştirdiğimiz gerçekten iyi bir tasarım sürecimiz oldu. Böylece, oyunun  üç farklı versiyonunu yaptık ve oyunu yapmanın bir yolunu nasıl bulacağımızı araştırdık… Oldukça gerçek ama aynı zamanda oldukça soyut olan bir yol bulduk. Yani gerçek hayat da soyuttu, bu yüzden evet gerçekten hoş bir süreç ortaya çıktı… Yani evet, ilham buydu.”

 

Jeremy Herrin’in bir yönetmen olarak bu soyut dünyayı nasıl kurduğunu bir seyirci olarak kolayca anlatabilmek için oyunun  genel hikayesinden hemen söz etmeliyim…

Tom’un, annesi Amanda ve kız kardeşi Laura’nın anısına yaptığı bir anımsama hafıza  hikayesinin içine gizlenmiş  olarak seyirciye sunuluyor. Tom izleyicilere, gördükleri şeyin tam olarak hissettikleri şey olmayabileceğinin altını çizerken bizi, bir hafıza çemberinin içine alıyor sözleriyle.

Oyun;  1930’larda büyük bir ekonomik ve sosyal krizin ortasında Amerika’da geçer. Yıllar önce kocası tarafından terk edilen Amanda, St.Louis’te yıkık dökük bir apartman dairesinde iki çocuğu ile birlikte yaşamaktadır. Telefon şirketinde çalışan Bay Wingfield ailesini terk edip gittikten sonra bir kartpostal yollar. Adressiz bu kartpostalda ise sadece “Merhaba. Hoşça kalın…” yazmaktadır. Tom ailenin geçimini sağlamak için mecburen bir ayakkabı fabrikasında çalışmaktadır. İşini sevmeyen, bir edebiyat düşkünü ve sinema meraklısı olan Tom, çalışmaktan arta kalan  vaktini sürekli sinema ve edebiyata annesinin deyimi ile “harcayarak” yaşamının kaotik ve yoksun halinin etkisini  bir nebze hafifletmeye çalışmaktadır. Varlıklı bir Güneyli aileden gelen Amanda, çocukları için kendi gençliğinde yaşadığı gibi bir hayat temin etmek istemektedir. Eğitimini tamamlayamayan, hassas bir yapıya sahip olan ve küçükken geçirdiği hastalık yüzünden bir bacağı rahatsızlanıp engelli olarak yaşamak zorunda  kaldığı  için kendini dünyadan soyutlayan Laura; tüm zamanını  biriktirdiği  sırça hayvan  koleksiyonuna vermiştir. Topladığı cam figürlerle özdeşleştirilen Laura karakteri yazarın şizofreni hastası kardeşi Rose’dan izler taşımaktadır. Okula devam edemeyecek kadar utangaç Laura annesine yalan söylemekte ve  okul yerine hayvanat bahçesine gitmektedir. Sonunda  Amanda’ya yakalanır. Böylece Amanda’nin kızı için kurduğu eğitim hayalleri de suya düşmüştür. Amanda, kızının kurtuluşunu artık  evlilikte gördüğü için, uygun bir damat adayı arar. Oğlu Tom’u bunun için zorlar. Laura için uygun koca adayı Tom tarafından bulunmalıdır. Laura, Tom’un lise arkadaşı Jim ile buluşturulur. Eskiden beri Jim’e platonik aşık olan Laura koleksiyon yaptığını Jim’le paylaşır hatta ona en değerli parçayı cam Unicorn’u gösterir. Dans ettikleri sırada Jim yanlışlıkla koleksiyonun en önemli parçası olan tek boynuzlu atın kırılmasına neden olur. Dans edip öpüştükleri bu gece, Jim’in nişanlısıyla görüşmesi gerektiğini söyleyip evi terk etmesiyle son bulur. Laura durum karşısında yıkılır. Annesi ise tüm bu olanlardan Tom’u sorumlu  tutar Oyun: olaydan kısa bir süre sonra Tom’un evi annesi Amanda’yi ve Laura’yi  terk ettiğini, kendisini ve yasadığı dünyayla ilişki kurarken ne denli zorlandığını anladığımız  tiradı ile oyun son bulur.

 

Jeremy Herrin’in yarattığı yepyeni Tennesse Williams dünyasını izlerken Herrin’nin ve yaratıcı ekibinin oluşturduğu bu soyut dünyanın içine çekiliveriyorsunuz. Herrin yazardan bağımsız olarak  Tom’un şimdiki zamandaki 50’li yaslarındaki haliyle başlatıyor.

Oyunu ve zaman çizgisinde  sizi karakterin genç günlerine geçmişine götürüyor müthiş bir sadelikle…

Bilinç ve bilinçaltının soyut dünyası seyirciye göre beynin sağ lobuna yığılmış eşyalar piyano.  Seyirciye göre sol kulisten (lobundan) girip çıkan aile bireyleri. Bilinçli alandan arka alandan acılan kapıdan giren Jim… Sahne üstünde çok da açıklayamadığımız korkuların, endişe ve telaşın kısaca duyguların bir su bulanıklığında akıcı anlaşılmaz görsellerinin yansıtıldığı sanki amygdala gibi işlev gören barkovizyon… Sahnenin sağ gerisinde algının seçiciliğini ortaya koyuveren ihtişamıyla duran: Laura’yi zaman zaman içine saklayan zaman zaman varlığını anlamlandıran, parlatan sırça hayvan koleksiyonu büfesi… Seyirciye göre  sol ön bolümde (bana göre sol ön lobunda beynin) bir masa aksesuar gerektiğinde minimal bir kaç aksesuarın oyuncunun elinde girip çıkıverdiği bomboş bir alan. Oyuncuya çok imkan veren soyut bir boşluk duygusu. Birdenbire tam da duyguların kaosa dönüştüğü yerde döner bir sahne…

Laura’nin zarif, çekingen, derin haline karsıt Jim’in  kendisini bir kurtarıcı gibi gördüğü, egosuna yenildiği, haddini aştığı, insan haline  karşıt, yazar tarafından özellikle yaratılmış Laura’nin  yüceltilmiş ruhu, yasama zaten ince cam kırılganlığı ile bağlı bu genç kızın  sırça hayvan koleksiyonunun hemen önünde parçalanışı…

Herrin elindeki güçlü, değerli oyuncuları müthiş bir ustalıkla yönetmek başarısını göstermiş bir yönetmen.  Karakterlerin derin, çok katmanlı psikolojilerini oyunun soyut dünyasına karşıt müthiş bir gerçeklikle ve boyutlu bir biçimde ortaya koymuştu. Üstelik oyuncuların  oynama biçimleri de neredeyse sinemanın gerçekçiliğine benzer özellikler gösteriyordu. Tiyatro oyunculuğu ile kamera önü  oyunculuğu arasında inandırıcılığın ve  gerçekçiliğin ortaya konuş biçiminde büyük bir fark görmediğini anlıyorum.

 

  • Klişelerden çok uzak seçimler yapmışsın. Özellikle Amanda; 6 kez Akademy Ödülleri’ne aday gösterilmiş bir oyuncu olan  Amy Adams tarafından başarıyla  oynanıyor. Karakterler için çök özel sorular sormuş olduğunu düşünüyorum oyunculara. Karakterler için gerçek bir  psikolojik bir derinlik yaratmaları için oyuncularınızı nasıl motive ettin?

 

Yüzü aydınlandı. Sanırım en çök üzerinde konuşmak istediği eleştiri aldığı nokta buydu…

 

J.Herrin: “Yaptığım şeylerden ilki oyundan tüm sahne talimatlarını çıkarmaktı. Elimizde sadece metin vardı. Onun üzerinde konuştuk. Yalnızca karakterler onların sözleri. Williams’in yazar olarak prodüksiyonun nasıl yapılması gerektiği konusundaki görüşlerinin üzerinde durmadığımız için bunları yapmaya çalışmadığımız için böyle çalışmak bir anlamda bizi özgürleştirdi. Tüm klişelerden  kaçınarak nasıl bir plan yapacağımızı tekrar tekrar  değerlendirdik. ironik biçimde soyluyorum “harika eleştiriler” almamızın nedeni bu;  klişelerden kaçınmış olmamız bizden beklendiği gibi yapmadık. Her zaman daha ileri yaşta bir Amanda düşünülmüş. Amy Adams ile yaptığımız versiyon, “Amanda’nın, çocuk sahibi olmak için en yaygın olduğu yaşta olan yirmili yaşlarında çocukları olacağı anlamına geliyordu. Oysa insanlar 30’lu ve 40’lı yaşlarında çocukları olan birini istiyor gibi görünüyor, ki bu hikayeyle pek uyuşmazdı… Bu adamla tanıştırıldığında yani kocasıyla tanıştığında ergenlik çağının sonlarında olmalı, yani o yaşta olmalı. Yani, yaşça daha büyük bir aktrisin bunu kabul etmesi konusunda bir tür klişe var, ama bence 40’lı yaşlarının sonunda biri olmalıydı. Ve ayrıca William’ın annesiyle yaş farkı aynı, tam olarak  Amy ile aynı yaş farkı gibi… Evet, bu doğru geliyor bize  ve ayrıca bir anne olduğunuzda, çocuklarınızın gidip bağımsızlığını bulmasını ve iyi bir hayat kurmasını istediğiniz anda ki bu çok önemli  çok büyük  baskı… Nasıl hayatta kalacaklar, yasama tutunacaklar? Her şey bunu doğru bir biçimde yapabilmeleri için. Evet! Yani her şey parayla ekonomiyle  ilgili, her şey parayla ilgili… Nasıl hayatta kalacaklar? Yani, evet, bunu yapmanın doğru yolu baskıcı davranmak gibi geliyor. Sadece oyundaki koşulları düşünmek karakterleri en gerçek halleriyle ilgili bir şekilde düşünmek, bunu yapmanın iyi bir yolu gibi geldi.

 

Yeniden anılar konusuna geri donup sormak istedim.

– “Hafıza  ne demek senin için? 

 

J.H: Bence hafıza ilginç, çünkü anladığım kadarıyla hafıza tek bir şey gibi değil… Geçmişi düşündüğümüz zaman aslında… Onu yeniden yazıyoruz ve sonra geçmişin o versiyonunu düşündüğünüz bir dizi an… Sonra tekrar yazarsın zihninde. Yani sürekli hareket ediyor, sürekli değişiyor. Aslında muhtemelen hiçbir şey aslında hatırladığınız gibi değil, zamanda takılı kalıyor. Onu hatırladığın zaman onunla ne yaptığın önemli. Ve asıl olay muhtemelen hatırladığınızdan çok  farklıdır ve kesinlikle olandan çok, olanı nasıl hatırladığınızla ilgilidir.

– “The Glass Menagerie” de tam bunu anlatıyor. Bir şeyin gerçekte  nasıl olduğu ile ilgili değil, her şeyin senin olanlarla ilgili ne hatırladığında  belirleniyor. Kendini içine düştüğü durumla ilgili kendini aklamaya  çalışıyor Tom öyle değil mi? 

 

J.Herrin: “Evet Tom, nasıl bir duygusal sorumluluk içinde, ne kadar sorumlu, nasıl hatırlıyor olayları. İşte bu yüzden olayların nasıl olduğunu açıklamak için orada olmadığı sahneleri hatırladığı bir bölgesini seçiyor sahnenin.

 

  • Bizler seyirci olarak Tom’un bazen dışarıdan geçmişte yasadığı ve hatırladığı bu zamanı izlerken arkada barkovizyonda son derece etkili görseller akıyor. Bu  görselleri nasıl seçtin? 

 

J.Herrin: “Duygusal ve romantik zenginleştirici olduğunu düşündüğüm secimlerdi. Yani hepsinin camla bir ilgisi olmalıydı, yani hayatın nasıl yansıtıldığıyla ilgili bir şey olmalıydı. Hepsinin sıcaklıkla ve geçmişe yönelik bir tür duygusal tepkileriyle ilgisi olmalıydı Ana karakterimiz Tom bütün bunları nasıl yaratıyor. Tüm karakterle nasıl bir davası vardı ve tüm yaşadıklarına cevap vermek  adına da bazı filmler yaptı. Bu senaryoyu yazdı bağlı olduğu ailesinin  kültürüne yeniden kendisini kaptırarak anlatmanın bir yolu olarak…  Tom’un hissettiği iç ritmin bir yansıması. Ana karakter Tom’un geçmişine nasıl tepki verdiğini gösterip bir şeye nasıl tepki veriyor  diğerini getiriyor o tepkisi; istediğim onun kafasındaki atmosferin sağlanmasıydı. Sürekli ekranı izlemek zorunda kalmamalıydınız… Bu görseller birbirinden farklı disiplindeki sanatçıların sorumluluğundaydı. Tüm oyunu anlatmıyordu.

 

  • “Sence sahnede gerçekleştirmeyi umduğun tüm yaratıcılığın gerçekleştiğini düşünüyor musun?” diye sormak istiyorum, sessindeki arayışı hissederek…

 

Gülümsüyor…

”İyi soru. Hayır asla… Her zaman daha fazlası var. Sanki bir çizgisi var nerden geldiğini hatırlamıyorum ama gerçekten iyi bir çizgi.

‘Tüm  sanat eserleri diyor asla bitmez’ sadece terk edilir” Leonardo Da Vinci’nin sözünü anımsıyor burada hakkı da var. Kendisi de farklı disiplinleri bir araya getirmekte ustalaşmış bir yönetmen.  Bir minik nefes alıp sözüne devam ediyor:

 

“Yani, durmalısın çünkü bir son teslim tarihi var yada başka bir şey yapmalısın… Yani bir oyunu uzun sure oynayabilmenizin  güzel taraflarından biri üzerinde çalışmaya devam edebilmemiz. Bu yüzden oyuncularla isim devam edecektir ama muhtemelen prodüksiyonla ilgili çalışmam tamamlandı. Biz hikayeyle ilgili yeni şeylerle anlamaya devam ettiğimiz sürece oyuncularla çalışma ilerlemeye devam edecektir. Yani evet tam olarak anlaşıldığını düşünmüyorum. Yakınlaştık ama her zaman bildiğin her şeyi verebilirsin. Ne kadar çok yaparsan o kadar yolculuk olur. Sürecin içinde olursun ve sonra diğer her parçayı etkileyen bir parçayı değiştirirseniz. Bu bitmiş tamamlanmış bir üründen çok bir süreç gibi hissettirir.”

Sahnede gördüğüm yaratıcılık multidisipliner anlayış oyuncudan beklenen samimi, gerçekçi tutum bana Jeremy Herrin’in sinema filmleri de yapmak isteyecek bir yönetmen  olduğu anlayışı getirdiğinden sormadan kapatamadım sohbetimizi; “Film yönetmek ister miydin?

Yaniti sahnede gördüğüm muazzam etkiyi açıklar nitelikteydi.

 

Evet bunu yapmayı isterdim ama henüz yapmak isteyeceğim doğru projeyi bulmuş değilim… Üzerinde çalıştığım birkaç senaryo var. Film yapmam hakkında pek çok kişiden ‘gel film yap’ sözünü sık duyuyorum. Bu fikirden hoşlanıyorum.”

Jeremy Herrin Amerika’da doğmuş ancak tüm yasamı İngiltere’de geçmiş bir yönetmen. ‘Amerika yalnızca doğdum yerim’ diyor. “Amerikan vatandaşıyım evet ama kültürel olarak bir İngilizim.”

Amerikan kültürü hakkında ne düşünüyorsun ekonomik, sosyal, psikolojik olarak sektörümüzdeki etkisi hakkinda neler söylemek istersin dediğimde;

 

Bugün çok önemli Amerikan kültürü, tüm dünyayı etkiliyor… Etkisi çok büyük öyle değil mi? Sanırım Amerika gezegendeki baskın ekonomik kültürel güç… Yani Amerika’da ne olursa olsun, öyle ya da böyle onunla başa çıkmak zorunda kalacağız ve bence Amerikan kültürü fikri büyük bir şey, bildiğiniz gibi, Amerikan gücünü doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen çok sayıda farklı ses ve muhalif sesin yanı sıra çok sayıda ses var. Yani, sanırım… Amerikan kültürü hakkında ne söylerdim. Sevdiğim kültürel şeylerin çoğu Amerikan, özellikle Amerika’da yapılmış çok sayıda film, müzik ve televizyon işinden keyif alıyorum.  Amerika’da olan her şeyi bilmemizin,  yapımlarını  bilmemizin nedeni…  Ekonominin gücü… Tüm dünyaya kolayca ulaşıyor… Netflix, Amazon Prime, Apple TV… bunlar çok büyük, kurumsal şeyler, bu yüzden bundan kaçınmalıyız. İngilizce ortak  dilimiz olduğu için, bizim kültürümüze, İngiliz kültürünü bir nevi domine ediyor… Bir şekilde… Bilirsin, bu harika bir şey değil tabii…”

 

Kafe giderek sakinleşiyor. Ben de bana Londra’daki yaşantımın kattığı Jeremy Herrin’la bu kez gündemimizde son yönettiği oyun vardı ancak O, National Theatre”da ,Royal Court”ta yönetmenlik yapmış  Newcastle upon Tyne”deki Live Theatre da, Headlong Theatre “da Sanat Yönetmeni olarak Rupert Goold”un yerini almış olan Oliver adayi House”un yönetmeni ve ilk 100 isimden biri olarak seçilmiş bir yönetmen. Herrin Hilary Mantel’in romanından uyarlanan “Wolf Hall ve Bring up The bodies “ RSC için yönettiği oyunlarla Oliver Award for the Best Director en iyi yönetmen ödülüne aday oldu. Bu prodüksiyon West End’e transfer oldu. Broadway’de de  prodüksiyonlar yapan yönetmene son olarak bundan sonraki projelerini sormak istedim.

 

J.Herrin: “Amerika’da bir müzikal yapıyorum Broadway’de “Almost Famous” sonrasında da yine burada West End’de bir oyun yöneteceğim. Sonrasını kim bilebilir…”

 

Bizim oyuncularımızın, yönetmenlerimizin tanıması gereken önemli bir isim Jeremy Herrin. Londra’ya kısa bir seyahat yapıyorsanız The  Duke of York’s Theatre’a mutlaka uğramalısınız…

 

Dr. Elif İskender

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Advertisement
Advertisement

En Çok Okunanlar