Connect with us

Yazar

Uzun masalar ve kurulan dostluklar…

Published

on

By

Sosyal canlılar olarak biz insanların en temel ihtiyaçlarından biri ilişki ağları kurma, bir gruba ait olma sevme ve sevilmedir, diye başlayarak bu yazımda yeni bir ülkede hayat kurmuş, kuran, kuracak kişiler arasındaki yeni ilişki ağları üzerine yazmak istedim. Ben de bu kişilerden biri olarak geldiğim bu ülkede bulunan eski, yeni kişiler arasındaki sosyal bağlantıların nasıl oluştuğunu deneyimledim.

 

Yaşadığımız hayatta fiziksel ihtiyaçların yanı sıra duygusal ihtiyaçları karşılamak için hayatımızda diğerleri olmalıdır.  Ailemiz, dostlarımız, iş ya da sosyal arkadaşlarımız, sevgilimiz ya da evcil hayvanlarımız. Anlamlı ilişkilerimiz bizi besleyen şeylerdir.

 

İnsanlar arasındaki ilişki ağları elbette ilk dönemler pek çok farklı ihtiyaca bağlı olarak zaman içinde kendiliğinden oluşuyor ve yine zaman içerisinde kendiliğinden gelişiyor, ilerliyor ve süreç içinde değişime uğruyor. Dört yıldır Londra’da yaşıyorum ve bu süreçte birçok farklı tanışıklıklarım oldu, her ortamda bulunmakla beraber uzun zamandır burada bulunan ya da bu ülkeye yeni gelmiş birçok insanla tanıştım. Her tanışıklık beraberinde farklı ortamlar yaratıyor.

 

Zaman geçtikçe onlarca insan bir şekilde bir yerlerde tanışıyoruz. Bunların bir kısmı ile ilişkimiz sürekli oluyor, bazıları ile zamanla kesintiye uğruyor bazıları sadece tanıdığımız kişiler olarak kalıyor. Nitekim ilişkilerimizin şekli ve içeriği zaman içerisinde paylaşım durumlarına göre değişikliğe uğruyor. Mesela şu an bu yazıyı okurken hala ilişkide olduğunuz veya ilişkinizin koptuğu kişileri düşünün bir an. Söylemime hak vereceksiniz. J

 

Yazı başlığına gelince uzun masalar ve kurulan dostluklar. Şimdiye kadar yazılarımda kadınlardan ve onların başarıları ve birleştirici güçlerinden bahsettim hep. Bu yazıya ilham olan kişi de yine bir kadın, gönüllü bir elçi bana göre kendisi, tanımadığı birçok insana ilham olan sevgili İrem Berberoğlu. Sosyal medyadan tanış olduk kendisiyle ve sonra bir uzun masa gecesine davetiyle bir araya geldik. O gece Ferzan Özpetek filmlerinde gibiydim. Cahil Periler’i hepiniz bilirsiniz büyük uzunca bir masa etrafında bildiğimiz baba, anne, çocuklardan oluşan bir aile yerine, yeni aidiyetlerin arandığı bir masanın etrafında toplanan insanların masası. Uzun masa bana tam da bunu hatırlattı. Sevgili İrem’e sizi yazmak istiyorum dedim ve gece eve döner dönmez hissettiklerimi not aldım.

Ülkenizden ayrılıp, ailenizden, dostlarınızdan uzakta yeni bir ülkede olduğunuzda, iki kadeh içip koyu muhabbetlere dalmak, müziğin sesiyle alışkın olduğumuz atmosferi yaşamak göç etmiş insanların en büyük özlemidir.  Eğlence ve yemek masaları, hangi kültüre ait olursa olsun bireylerin sosyalleşmesi açısından önemli bir platformdur. İşte bu özlemi yaşayan, olmak istedikleri yeri yaratan Nevizade UK projesinin yaratıcıları yakın iki dost İzzet Hızlı ve Cem Çelik, tam da bu duygular ve özlemle yola çıkmışlar. Önce kendi özlemlerini gidermek sonra Londra’da yaşayan Türkiye’den gelen topluma alternatif bir birliktelik yaratmak için hepimizin en sevdiği meyhane kültürünü yeni formlarla ele almışlar. “Butik Geleneksel Meyhane Projesi” dedikleri bu oluşumu, paylaşarak kaynaşmak adına farklı konseptlerle sunuyorlar.

İzzet Hızlı -Cem Çelik

Bu konseptlerden biri “Uzun Masa”. Uzun masanın hikayesi yılın en uzun günü olan 21 Haziran’da başlıyor. “Uzun bir günde yaşananlar ‘kısaca’ anlatılamaz. En nihayetinde ‘Nasıl geçti günün’ sorusunun cevabı ‘uzun hikâye’ diyerek sonraya bırakılır” diyor projenin yaratıcıları. Farklı ülkeler ve farklı kültürler, sosyalleşmeyi farklı mekanlarda yapıyor. Mesela İngilizler’in “Public House”dan gelen Pub’ları bizdeki “han” kavramına karşılık geliyor ve “Meyhane” de bizim kültürümüzün tarafsız mekânı olarak anılıyor. Ve böylece meyhane kültürünü geleneksel ve modern ile birleştirerek, Londra’da bir ilke imza atıyorlar. İzzet ve Cem’in yaratıcısı olduğu Uzun Masa’nın ev sahipliğini İrem Berberoğlu yapıyor. Öyle ki evine davet ettiği misafir hassasiyetinde davranıyor konuklara ve yeni tanışıklıklara olanak tanıyor.

 

Beni bu yazıya iten gücü yazmıştım, kendimi bir Ferzan Özpetek filminde hissettim diye.  Öyle ki kalabalık masalar farklı kimliklerin birbiriyle karşı karşıya geldikleri, tanıştıkları veya ilişkilerini geliştirdikleri bir sahne olarak pek çok yönetmen tarafından da kullanılmaktadır. İzlediğimiz filmlerde bir araya gelen bu insanlar sofrada birbirlerine ısınır, ilişkilerini ilerletir, birbirlerini tanımaya başlarlar. Tam da böyle bir atmosferin içine giriyorsunuz burada.

 

Sevgili İzzet ve Cem’in Butik Meyhane Projesinin diğer iki konsepti Nevizade UK ve Asmalı Mescit UK. Nevizade UK ilk çağrısını şu cümlelerle yapmış, “Çoğumuz doğduğumuz topraklardan, anılardan, aşklardan, ayrılıklardan, ilk sarhoşluğumuzdan, heyecanlardan, yıldızlardan, aydan, korkulardan uzakta yeni bir hikâye yazmaya cesaret etmiş koca yürekli insanlarız. Ayrı ayrı şehirlerden olsak da ve hepimizin farklı öyküleri de olsa vardır bir ortak noktamız. İstanbul…  Mutlaka onda kalkan bir dublenin hatırasını koymuşuzdur gönlün en güzel manzaralı yerine. İstedik ki o hatırası saklı şehri birlikte yaşayalım. Uzak durmayalım, utanmadan sıkılmadan şarkılar söyleyip danslara kalkalım. Londra’da kendi İstanbul’umuzu yaratalım ve adını Nevizade koyalım. Bizler şişedeki balıklarız. Kadeh saymadan, muhabbete sarılan. En kötü günümüz böyle olsun. Katılmaz mısınız?”

Onlar “Katılmaz mısınız?” dedikten sonra bir yılda üç binden fazla kişiyi ağırlamışlar, yeni tanışıklıklara vesile olmuşlar. Londra’ya yeni gelen, uzun zamandır burada yaşayan herkes bu ortamda buluşmuş.

 

Yaşadıkları coğrafyayı değiştirerek yeni hayatlar kurmaya çalışan ve bunu yaparken de en önemli ihtiyaç olan sosyalleşme, yeni tanışıklıklar, arkadaşlıklar ve dostluklar kurma çabasında olan insanlar (hepimiz) için sosyal iletişim yaşamımızda ruh halimizi etkileyen en önemli faktörlerden biri değil midir? Bireysel tanışıklıkların oluşması ile beraber kurulan sosyal ağlar insanları bu süreçte birbirine yakınlaştırır ve böylece içeriği değişen guruplar oluşur.

Yeni bir ülkeye yerleşen yani göç eden insan, sosyalleşme sayesinde yeniye kolay adapte olmakla birlikte, yaşamını şekillendirmekte ve yaşadığı ülkenin şartlarına daha kolay alışmaktadır.

 

Aristoteles’in “İnsan sosyal bir yaratıktır” sözü sosyalleşme kavramının önemini ve bizi biz yapan değerlerin ne olduğunu çok güzel vurgular.

Varoluşçu Fransız filozof Emmanuel Levinas’ın dediği gibi ruhsal açıdan başkasına duyulan ihtiyaç ve birlikteliğin sunduğu imkânlar sebebiyle başkalarıyla ilişki içerisindeyiz.

 

Meyhane bahane sosyalleşmek şahane diyerek,

 

Birlikte var olmanın dayanılmaz hafifliğinde kalınız efendim.

 

N.İ

 

nilayislek@hotmail.com

insta: @nilay.islek

Advertisement
Advertisement

En Çok Okunanlar