Connect with us

Gündem

Virüs ayrım yapmıyor…

Published

on

Bu yazıdaki amacım İngiltere’nin yaşanan Coronavirüsü ile neden mücadele etmediğini ve bu kadar aciz bir duruma nasıl düştüğünü kısa tarihini açıklayarak anlatmak.

 

Eskiden habere ulaşmak zordu. Gazete alanlar takip edilirdi. Üstünde kitap bulunanlar karakollarda işkence görürdü. Hitler döneminde bırakın karşı görüşten kitap okumayı, tap dansı yapan gençler kötü örnek olduğu için kurşuna dizildiği dönemlerden geçtik. Şimdi milyarlarca habere, kitaba, bilgiye çok çabuk ulaşabiliyorsunuz ama konsantre olup, istediğini bulup anlamak sorun. İnsan beyni bir web sitesine bakıp bakmayacağına 12 saniyede karar veriyormuş. Bu sürenin şimdi 8 saniyeye düştüğünü belirtiyor uzmanlar. Yani görünüş önemli içerik değil. Tam tersi çok değerli belki ufkunuzu açacak bir yazı eğer 2 sayfa uzunsa çoğunluk okumadan geçiyor.

 

Regan, Thatcher ve Özal’ın olduğu 80’ler dönemini bazılarınız hatırlar. Bu dönemde İngiltere işçi haklarını ortadan kaldırdı. Liverpool şehri limanlardan gelir sağlıyordu. Sheffield şehri de çelikten. Bazı şehirler kömürden. Tüm bu madenler ve limanlar bir anda kapandı ve İngiltere’nin kuzeyi onlarca yıl sürecek bir deprasyona girdi. Bu şehirler 40 sene boyunca bir daha Conservative Partisi’ne oy vermedi ve komşu olan bu şehirlere ‘KIRMIZI DUVAR’ adı verildi.

 

Londra bu arada bankacılık ve sigorta sektörlerinin merkezi oldu ve 500 miyarlar doların bir günde el değiştirdiği bir finans merkezi oldu. Sovyetlerin dağılmasından sonra komünist partisinin üyeleri petrol ve gaz firmaları gibi çok büyük kamu kuruluşlarını kendi akraba ve ahbaplarına bedava denilecek fiyatlara özelleştirme programı altında dağıttı. Ekonomik sıkıntı içinde olan İngiltere milyarderlerin kara parasını İngiltere’de konut sektörüne yatırmasına izin verdi. Sadece Ruslar değil, Orta Doğu ve Asya’dan çıkan milyarderler İngiltere’de konut sektörüne yatırım yaptı. 30 sene önce Shoreditch’de 8 bin Sterlin olan küçük bir daire 800 bin Sterlin’e çıktı. Mayfair bölgesindeki evler onlarca milyon Sterlin değer kazandı. Ev sahibi İngilizler bu durumdan çok memnun oldu. Ama 30 sene önce normal bir işte çalışan bir işçi 8 bin Sterlin’e çok rahat ev alırken şimdiki gençlerin 800 bin Sterlin’e ev almaları mümkün değil. Kiralarda aynı şekilde 10 misli arttı ama maaşlar sadece 1 misli arttı.

 

Ev sahipleri ve yaşlı İngilizler düzenli Conservative Partisi’ne oy verip başta tutmaya devam etti. Ama kaçınılmaz bir sorun var. İngiltere üreten bir ülke değil. Maden çıkmaz. Bilgisayar ya da telefon yapmaz. Teknoloji yok kadar az. Bir uçak firmaları ve Austin Martin gibi araba firmaları var ama onlarda binde bir bile etmiyor. Tarım da çok ilerde değil. Sanayi de çok az. Eşya üretimi de çok az. Turistlerden ve öğrencilerden gelir de yetmiyor.

 

Kapitalizmin aslında iyi tarafları da var. Mesela savaş kazanmak için yeni teknolojiler üretirken buradan bize de pay düşüyor. İnternet eskiden askeri iletişim sistemi idi. Sonra sivillere de açıldı ve sonrası kimsenin tahmin edemeyeceği bir hızla büyüdü. Güçlü asker yaratmak isterken insan sağlığına da faydalı ilaçlar bulundu. Belirli gazları ve virüsleri düşmana vermeden önce kendi askerleri üzerinde denedikleri gerçeğini atık arşivlerden çıkan belgeler sayesinde herkes biliyor. Bu biyoloji savaşları sırasında hastalıklara da çareler bulundu ve insanlar artık ortalama 45 değil erkekler 75 kadınlar 80 yaşına kadar yaşıyor.

 

Virüs yayma heveslerine tekrar döneceğim ama İngiltere’de bulunduğumuz durumu anlamınız için son 20 senede olanları bağlamak istiyorum.

 

Kapitalizm devamlı büyümesi gereken bir ticaretten ibaret. Öncesinde İmparatorluklar daha çok mal isterse üretimi arttırmak yerine farklı bölgelere ve kıtalara açılıp gelirini arttırırdı. Komşu ülkeye saldırıp onların mallarını alırdınız. Kapitalizm senin ve yakın komşunun da ortak şekilde savaşmadan kendi üretimini arttırarak büyüme yoluna gitti. Bir ayakkabıcı dükkanı açtınız diyelim. Büyümek için zincirleme ayakkabı dükkanı açmanız, deri fabrikası alıp kendi kaynaklarınızı yaratmanız ve büyümeniz gerekiyor. Tek dükkanla idare edenler zamanla iflas ettiler. 10 bin dolarınız var diyelim. Bu parayla bir ev alabileceğiniz dönem. Ama siz bu parayla yatırım yapmazsanız 20 sene sonra bu para ev değil sadece 2. el araba fiyatı eder. Bu büyüme için aynı zamanda gelişmemiş ülkeleri soymak gerekiyordu. Avrupa ve Amerika kapitalizm gereği kendi aralarında savaşmak yerine pil üretimi için gerekli ham maddeyi barındıran Afganistanı, elmas ve altın için Afrika ve Latin Amerika ülkelerini, petrol için orta doğu ülkelerini işgal edip büyümeye devam etti. Ama bu kaynaklar artık kolay kolay alınmıyor. Çin büyüdü. Rusya ve Hindistan güçlendi. Bu ülkeler de ticarette kapitalist sistemi uyguluyor. İngiltere her krize girdiğinde Arap ülkelerinden gelen paralarla durumu idare etti ama üretimin olmayışı devamlı krizi kapıda tuttu.

 

Şirketler büyümesine rağmen insanlar alışveriş yapmadığı için millete borç para dağıtıp ellerinde ne varsa kontrol altına aldılar. Bu serbest piyasa sistemi döneminde şirketler o kadar büyüdü ki, artık bazı bireyler ve aileler ülkelerden daha fazla geliri oldu. Bu aileler birleşip yeni dünya düzenini kurdu. Rothschild, Rockefeller, Dupont, Morgan ve Bush aileleri dünyada istedikleri fakir bir ülkeyi bir anda zengin edebilecek, zengin bir ülkeyi de fakir edecek güce sahipler.

 

İngiltere şu anki sistemde Amazon ve Apple gibi firmalardan vergi almıyor. Apple merkezim İrlanda’da diyor ama İrlanda’daki binaya giren çıkanın olmadığı boş olan bu binanın önünde sadece 2 tane güvenlik görevlisi olduğunu geçen haberlerde açıkça gördük. Bunun dışında nükleer silahlanma için önümüzdeki 10 senede 210 milyar harcayacak. 60 milyarlık vergi toplanmamış. Avrupa güneş ve rüzgâr enerjine dönerken İngiltere, Çin hükümetinden aldığı eski yöntem nükleer enerji ile santral kurmak için 30 miyar harcayacak. Para var ama harcandığı yerlere bakın. Bu arada Londra’yı Kuzeye bağlayacak hızlı tren projesi durdu, 22 bin polis, 11 bin itfaiyeci işten atıldı. 50 bin Hemşire eksikliği var çünkü yıllarca sağlık sektörü kesintilerle işlevsiz hale geldi. Thatcher döneminde 186 hastane tamamen ya da kısmen kapatıldı. Acil servis merkezleri kapandı. Son 20 senede aynı kesintiler devam etti.

 

İngiliz hükümeti işsizlere para vermek yerine eskiden Komünist ülkelerdeki gibi fişle gıda kuyruklarına mecbur etti. Engelli ve hasta vatandaşların yardımlarını kesti. Yapılan araştırmalar bu kesintilerin aslında yaşayabilecek toplam 130 bin kişinin erken ölümüne sebep olduğunu gösteriyor… Shelter Vakfı’nın araştırmasına göre sizce dünyanın en zengin listesinde ilk onda olan Britanya da kaç kişi evsiz? 320 bin kişi. Şaşılacak bir rakam değil mi? 14 milyon insanın yoksulluk içinde olduğunu biliyor muydunuz? Çocukların bedava okul yemeklerini okullar tatil olduğunca kestiklerinde aç kaldıklarını biliyor muydunuz? 4.6 milyon çocuk yoksulluk içinde. Evet Londra’da yaşadığınız için bu fakirliği görmüyor olabilirsiniz ama görmek isterseniz kuzeye doğru gitmeniz yeterli.

 

Zamanla sistem tıkandı ve Labour Parti artık kesin kazanır denilecek bir döneme girdik. Tam bu durumda Brexit ortaya atıldı ve referandum sırasında Conservative ve Labour Partisi kalalım yönünde politika yaparken Boris Johnson birden ‘çıksak iyi olur’ diyerek aşırı milliyetçilere destek verdi. Kimsenin beklemediği olay ise Kızıl Duvar denen 40 senedir Conservative Parti’ye oy vermeyen şehirlerin, bulundukları bu durumu AB’ye bağlatarak ‘çıkalım’ oyu kullanmasıydı.

 

Artık hükümetler ve devletler ülkenin başındaki tek güç değil tam tersi aracı, komisyoncu yöntemi şeklinde hareket etmek zorunda. Esas güç bahsettiğimiz aileler. Bu aileler dünyadaki neredeyse tüm ülkelerin merkez bankalarını özelleştirmeye zorladı ve faizleri kontrol ederek git gide ulaşılmaz bir güç elde ettiler. Ordular, medya ve hükümetler bu ailelerden direktif alarak hareket ediyor. Seçimleri medya ve insan psikolojisini etkileyecek şirketler kullanarak ve sınırsız para gücü ile etkileyip istedikleri hükümetleri ayakta tutuyorlar. Son dönemde zekâ seviyesi düşük kişileri popüler politikalarla başa getirip istedikleri gibi yönetebiliyorlar.

 

İngiltere hükümeti Corona virüsünü kontrol etmek ya da durdurmak yerine ‘herd immunity’ dedikleri bu virüsün herkese bulaştırıp toplumsal bağışıklık kazandırmak istiyor. Bu şekilde yaşlılar ve hastalar ölecek ve devlet bu insanlara bakmak zorunda kalmayacak.

 

İlk önce bu politikalarını açıkladılar ama baskı gelince geri adım attılar. Sonra her gün 10 bin kişi test edeceğiz dediler, olmadı. 25 bin dediler, olmadı, 100 bin dediler olmadı. Almanya’da günde 50 bin test yapılırken şimdiye kadar toplam test edilen kişi İngiltere’de 10 bin!!!

İngiltere’yi yöneten kişi ne Kraliçe ne de Boris Johnson… Domminic Cummigs adında bir şahıs. Medyaya demeç veren Avam Kamarası’nın kıdemli bir üyesi olan Ken Clarkekonuyla ilgili şu tespiti yapmıştı: “Westminster’da bakanlar ve milletvekilleri arasında çok yaygın ve neredeyse evrensel bir teori var: Bu adam Cummings hükümeti gerçekten yönetiyor…”

Kapitalizm sistemi büyük şirketlere ve bahsettiğim ailelere yarıyor. Dünya nüfusu artık çok büyüdü ve kaynaklar yetmiyor diyorlar ama batıda insanlar çok fazla yedikleri için obez olurken başka kıtada açlıktan milyonlar ölüyor. Sistem size diğer dediğiniz kişileri düşman olarak gösteriyor ama gördüğünüz gibi virüs ayrım yapmıyor.

Son olarak dünyaya asker değil de doktor yollayan Küba hükümetine de insanı öne aldığı için selamlar yolluyorum.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement
Advertisement

En Çok Okunanlar